Blue Mind: Suya yakın olmak bize neden iyi geliyor?

Deniz kenarında yürüdükten, suya girdikten ya da bir süre ufka baktıktan sonra kendinizi daha iyi hissettiğiniz oldu mu?

Suyun yakınında zaman geçirmenin üzerimizdeki etkisi yalnızca kişisel bir deneyim olmayabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, denizler, göller ve nehirler gibi su ortamlarıyla kurduğumuz ilişkinin zihinsel iyi oluşumuzla nasıl bağlantılı olduğunu anlamaya çalışıyor.

Bu ilişkinin popüler bir adı da var: Blue Mind.

Blue Mind nedir?

Deniz biyoloğu ve yazar Wallace J. Nichols, 2014 yılında yayımladığı Blue Mind kitabıyla bu kavramı geniş kitlelere tanıttı.

Blue Mind, suyun içinde, üzerinde veya yakınında bulunduğumuzda deneyimleyebildiğimiz sakin, odaklanmış ve çevremizle daha bağlantılı hissettiğimiz zihinsel durumu anlatıyor.

Bilimsel araştırmalarda ise bu ortamlar genellikle blue spaces, yani mavi alanlar olarak adlandırılıyor. Denizler, göller, nehirler ve diğer su ortamları bu tanımın içinde yer alıyor.

Blue Mind kendi başına tıbbi bir tanı veya bilimsel olarak standartlaştırılmış bir zihinsel durum değil. Ancak kavramın işaret ettiği soru giderek daha fazla araştırılıyor: Suya yakın olmak zihinsel sağlığımızı ve günlük yaşamımızı nasıl etkiliyor?

Suya girmek zorunda değilsiniz

Suyun olumlu etkilerinden yararlanmak için mutlaka yüzmeniz gerekmiyor.

Deniz kenarında yürümek, kıyıda oturmak veya suyu izlemek de bu deneyimin bir parçası olabilir.

Nitekim 59 yetişkinin katıldığı bir saha araştırmasında, katılımcılar 20 dakika boyunca deniz kenarında yürümek, şehir içinde yürümek veya kapalı bir ortamda dinlenmek gibi farklı koşullarda değerlendirildi. Deniz kenarındaki yürüyüş, ruh hali ve iyi oluş açısından daha olumlu sonuçlarla ilişkilendirildi.

Bu bulgu, suyun yalnızca spor yaptığımız bir ortam olmadığını hatırlatıyor. Bazen suyun yakınında bulunmak bile deneyimimizi değiştirebiliyor.

Ancak tek bir araştırmadan herkesin 20 dakika içinde aynı etkiyi yaşayacağı sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Kişisel tercihler, çevrenin özellikleri ve o günkü ruh halimiz de deneyimi etkileyebilir.

Peki ya suya girdiğimizde?

Açık su yüzmesi üzerine yapılan araştırmalar, suyun içinde olmanın psikolojik etkilerine de odaklanıyor.

2023 yılında yayımlanan bir araştırma derlemesinde, açık su yüzmesinin daha olumlu ruh hali ve psikolojik iyi oluşla ilişkili olabileceği; bazı çalışmalarda gerginlik, öfke, yorgunluk ve kaygı belirtilerinde azalma bildirildiği ortaya kondu.

Bununla birlikte araştırmaların önemli bir kısmı gözlemsel ve katılımcı sayıları sınırlı. Dolayısıyla açık su yüzmesinin depresyon veya kaygıyı tedavi ettiğini söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor.

Yine de bulgular, birçok yüzücünün sudan çıktıktan sonra tarif ettiği iyi hissetme halinin araştırılmaya değer olduğunu gösteriyor.

Neden iyi hissediyoruz?

Bu sorunun henüz tek bir bilimsel cevabı yok. Üstelik açık su yüzmesinin iyi oluşla ilişkisi, yalnızca suyun kendisiyle açıklanamayacak kadar çok boyutlu.

Bir açık su yüzüşünü düşünelim.

Hareket ediyorsunuz. Açık havadasınız. Doğayla temas halindesiniz. Çoğu zaman bu deneyimi başka insanlarla paylaşıyorsunuz.

Fiziksel aktivite, doğal ortamlarda bulunmak ve sosyal ilişkiler, ayrı ayrı psikolojik iyi oluşla ilişkilendirilen unsurlar. Açık su yüzmesi ise bunların birkaçını aynı deneyimde bir araya getirebiliyor.

Suyun görsel ve işitsel özellikleri, günlük çevremizden uzaklaşma hissi ve dikkatimizi bulunduğumuz ana yönlendirmesi de araştırılan olası açıklamalar arasında.

Ancak bunların hangisinin ne ölçüde etkili olduğunu birbirinden ayırmak kolay değil. Örneğin deniz kenarında yapılan bir yürüyüşün ardından daha iyi hissetmek, suyun varlığından mı, yürüyüşten mi, açık havadan mı kaynaklanıyor? Büyük olasılıkla deneyimin birden fazla bileşeni önemli.

Suya yakın olmak, daha fazla hareket etmek

Mavi alanların etkisi yalnızca o an nasıl hissettiğimizle sınırlı olmayabilir.

35 araştırmayı inceleyen sistematik bir derleme, mavi alanlarla temasın zihinsel iyi oluş ve fiziksel aktiviteyle olumlu ilişkiler gösterebildiğini ortaya koydu.

Bunun olası açıklamalarından biri oldukça basit: Erişilebilir ve davetkar bir kıyı, insanlara yürümek, yüzmek, kürek çekmek veya dışarıda zaman geçirmek için daha fazla fırsat sunabilir.

Bu da suya erişimin yalnızca çevresel değil, yaşam kalitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini düşündürüyor.

Elbette her kıyı aynı deneyimi sunmuyor. Su kalitesi, güvenlik ve erişilebilirlik, insanların bu alanlardan nasıl yararlanabileceğini belirliyor.

Belki de bu yüzden hep geri dönüyoruz

Kimimiz yüzmek için, kimimiz yürümek, kimimiz yalnızca biraz oturup denizi izlemek için suya gidiyoruz.

Her birimizin suyla kurduğu ilişki farklı. Ama suyun bize hareket etmek, dışarı çıkmak, insanlarla bir araya gelmek veya günün geri kalanından kısa bir süre uzaklaşmak için alan açtığı açık.

Hikayelere dön